Bazen bir eve bakarsın, her şey yerindedir. Koltuk yerinde, renkler uyumlu, dekoratif ürünler özenle seçilmiş ama yine de bir şey eksiktir. Ne olduğunu anlamlandıramazsın ama hissedersin. Çünkü bir evi tamamlayan şey sadece içindeki parçalar değildir. Bazen neyi nereye konumlandırdığımızken bazen de eksik olan şey alınabilecek bir şey değildir.
Koltuğu koyduğumuz yer, konsolu yerleştirdiğimiz duvar, objeleri konumlandırdığımız yer doğru düşündüğümüz yer olmayabilir. Ama belki de olması gereken değil, hissettiğin yer doğrudur. Bazen de konu bambaşkadır. Ne bir koltuk, ne bir sehpa, ne de bir aksesuar… Eksik olan şey sadece o alanın sana ne hissettirdiğidir. Bir ev, sadece göze hitap ettiğinde değil, içinde bulunduğunda seni rahatlatabildiğinde tamamlanır.
Bazen her şey “doğru” olduğu için yanlış hissedersin.
Trendler doğru, seçimler doğru, yerleşim doğru ama sana ait değildir. Evinin seni yansıtması, kurallardan daha değerlidir. Çünkü gerçek konfor, kendin gibi hissettiğin yerde başlar.
Bir evin ruhu, en çok küçük detaylarda ortaya çıkar. Sevdiğin bir objenin yeri, sana ait bir köşe, dokunduğunda iyi hissettiren bir yüzey. Bunlar fark edilmez belki ama hissedilir. Ve o his, evi “tam” yapan histir.
Daha fazla eşya eklemek çoğu zaman çözüm değildir. Hatta bazen tam tersidir. Doğru parçalar, doğru yerleşim ve sana iyi gelen seçimler. İşte eksik olan çoğu zaman tam olarak budur.
Evinin tamamlanması, yeni bir şey eklemekle değil, sana iyi geleni fark etmekle başlar.
Belki de eksik olan şey, zaten orada olmayan değil, hiç düşünmediğin bir değişiklik bir histir.


Paylaş:
Ev Alışverişinin En Büyük Gerçeği: Kararsızlık
Küçük Ritüellerle Büyük Huzur